Mustafa Kemal Atatürk’ün Kişiliği

admin taraf?ndan 17 Şubat 2012 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

Mustafa Kemal, müzik dinlemeyi, kitap okumayı, dans etmeyi, ata binmeyi, uçuş seyretmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Rumeli türkülerine, zeybek oyunlarına, güreşe, ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan keyif alırdı. Sakarya adlı atına ve köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. İleri derecede Fransızca ve az Almanca biliyordu.  Devlet adamlarının, sanatçıların, bilim adamlarının, dostların davet edildiği, ülke sorunlarının da konuşulduğu akşam yemekleri Çankaya Köşkü’nde sık rastlanan bir durumdu.

Atatürk’ün çocuğu olmamıştı, savaş yıllarından başlayarak birçok çocuğun hamiliğini üstlenmiş, birçoğunu da evlat edinmişti. Atatürk’ün manevi evlatları, Afet İnan, Sabiha Gökçen, Ülkü Adatepe, Nebile Hanım, Rukiye Erkin, Zehra Aylin, Sığırtmaç Mustafa, Abdurrahim Tuncak, İhsan’dır.

İzmir’e girerken Yunan komutanının Türk bayrağını çiğnemesine ithafen, İzmir’de Yunanları bozguna uğrattıktan sonra basması için önüne serilen Yunan bayrağını yerden alması bilinen bir olaydır.

MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK ~ İLKÖĞRETİM, LİSE VE HARP OKULU’NA GİRİŞİ

admin taraf?ndan 17 Ocak 2012 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında bugün Yunanistan sınırları içerisinde mevcut olan Selanik şehrinin Kocakasım mahallesinin ıslahhane caddesindeki pembe bir konakta dünyaya gelmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne ve babasının isimleri sırası ile Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Bey’dir.

Soy olarak Kocacık Yörüğü olan Mustafa Kemâl, ilköğrenimini Şemsi Efendi Mektebi’nde bitirmiştir.

1888 yılında babasını kaybeden küçük Mustafa, dayısının çiftliğinde kalmaya başladı. Bir süre dayısının çiftliğinde kalan Mustafa tekrar geri dönüp Selânik’te yarıda bıraktığı okulu bitirdi.

Askerlik mesleğini çok seven ve sürekli asker olmak isteyen Mustafa kısa bir süre sonra da

Askerî Rüştiye’ye kaydoldu. O meşhur “Senin adın Mustafa

Benimki de. Senin adın bundan sonra Mustafa Kemâl olsun.” Cümlesi tarihe burada kazınmıştır.

Askerî rüştiye’yi bitiren genç Mustafa, ardından Manastır Askerî Lisesi’ni bitirip, İstanbul Harp Okulu’na giriş yaptı.

Piyade Teğmen rütbesi ile buradan mezun olan Teğmen Mustafa, Akademi’ye geçiş yapıp burada da yüzbaşı rütbesini aldı.

Mustafa Kemâl Atatürk ve Tarih Sahnesine İlk Çıkışı

admin taraf?ndan 7 Ocak 2012 tarihinde yaz?lm??t?r.
1 Yorum

Onaltıncı yüzyılın başlarında revaçta olan sömürgecilik hareketlerinin biraz gerisinde kalan İtalya, kendini toparladığında İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci ülkeler sömürgeleri kendileri arasında pay etmişti. Bu paylaşımın dışında kalan İtalya, Kuzey Afrika üzerinde Osmanlı Devlet-i Aliyye’sinin son toprağı olarak kalan Trablusgarp(bugünkü adı Libya’dır.)’ı gözüne kestirmiştir.

1902 yılında İtalya Trablusgarp üzerinde işgal politikası yürütmeye ve gerçekleştirmeye başlamıştır.

26 Eylül’de bir Osmanlı gemisinin Trablusgarp’a ulaşmasının ardından İtalya

derhal Trablusgarp’ın yönetiminin İtalya’ya bırakılmasını talep etmiştir.

30 Eylül’de de Trablusgarp’ı bombalayan İtalya’ya Osmanlı’nın bir karşılık vermesi gerekmiştir.

İstatistikî bilgilerin ve küflenmiş arşivlerin kıymetli belgelerinin de gösterdiği üzere,

Sekiz bin dolaylarında olan Osmanlı Kuvvetleri geri çekilmek durumunda kalmış ve dayanamamışlardır.

Öyle ki bu fırsat, Mustafa Kemal Atatürk, tarih sahnesine çıkışı için eşi bulunmaz bir fırsat olmuştur. Enver Paşa, Fethi Okyar gibi silah arkadaşları ile Osmanlı Subayları gizli olarak görevlendirilmiş ve bedevi kılığında Trablusgarp’a ulaşıp, halkı gizlice örgütlemiş ve başarılı olmuşlardır.

ATATÜRK COĞRAFYA SINAVINDA

admin taraf?ndan 27 Kasım 2011 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok


Atatürk,bir gün traktörle sürülen tarlaları görmek için Ankara yakınlarındaki bir bucağa gitmişti. Köylülerle bir süre görüştükten sonra yeni açılan bucak ilkokulunu görmek istedi.
Yanındakilerle birlikte okula gitti.O gün son sınıf bitirme sınavları yapılıyordu. Atatürk sınav odasına girdi. Öğretmen ve ayırtmanlar Atatürk’ü karşılarında görünce sevindiler. Atatürk, öğretmen sordu:
- Bugün hangi dersin sınavı var?
- Coğrafya efendim
Atatürk, bir sandalyeye oturup sınavı izledi. Bir ara ayağa kalkıp tahta başında sorulara cevap veren öğrenciye yaklaştı ve:
- Gözün kapalı Türkiye haritasını çizebilir misin? Dedi?
Öğrenci:
- Çizerim diye cevap verdi
- Haydi çiz de görelim
Öğrenci, gözlerini yumup bir dakika içinde kara tahtaya kocaman Türkiye haritası çizdi.
Atatürk:
- Şimdi de bu harita üzerinden İstanbul,Ankara,Erzurum ve İzmir şehirlerinin yerini göster!
Öğrenci hemen şehirleri harita üzerinde işaret etti.Bunun üzerinde Atatürk:
- Aferin oğlum, dedi. Her Türk çocuğu senin gibi yurdunu tanımalı, onu bütün özellikleriyle bilmelidir. Yurdunu iyi tanımayan, ulusuna faydalı olamaz!

Atatürk’ün Kişisel Özellikleri

admin taraf?ndan 7 Kasım 2011 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

VATAN SEVERLİĞİ
• Vatan sevgisi Atatürk’ün en önemli özelliğidir.Vatanın savunulması için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.Vatan savunmasını her şeyden önemli ve her şeyden üstün gören Atatürk’ün İstiklâl Savaşının kazanılmasında vatan sevgisi ve Türk milletine olan güveni önemli bir yer tutar.

• İDEALİSTLİĞİ
• Atatürk’ün en büyük ideali ,Türk Milletinin ‘’ En medeni ve refah seviyesi yüksek bir millet olarak varlığını yükseltmek’’ti.Bir idealist olarak , en kısa zamanda bu hedefe ulaşmak istiyordu.

• HAKİKATİ ARAMA GÜCÜ
• Hakikati aramak ve hakikati konuşmak Atatürk’ün yöntemiydi.O , akıl ve bilime değer verirdi.Olaylara bir bilim adamı gözüyle bakarak hakikati bulmaya çalışırdı.’’Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.’’derdi

• SABIR VE DİSİPLİN ANLAYIŞI
• Atatürk önemli düşünceler karşısında önce düşünür , inceler , araştırır ve tartışırdı.Sonra kesin kararını verirdi.Verdiği kararın uygulanma zamanını ise sabırla beklerdi.

• İLERİ GÖRÜŞLÜLÜĞÜ
• Atatürk olayların gidişini değerlendirerek sonucunu tespit ederdi.Çanakkale Muharebeleri sırasında , düşman donanmasının nerden çıkarma yapabileceğini önceden sezerek gerekli tedbiri alması savaşın sonucunu değiştirmiştir.

• AÇIK SÖZLÜLÜĞÜ
• Atatürk , doğruyu söylemekten asla çekinmezdi.’’Ben düşündüklerimi ,daima halkın huzurunda söylemeliyim.yanlışım varsa halk beni tekzip eder.’’derdi.

• MANTIKLILIĞI
• Keskin bir mantık ve zekâ gücüne sahip olan Atatürk ,hayatı boyunca akıl ve mantığa büyük önem vermiştir.Bu özellik onun evrensel devlet adamı olarak tanınmasında büyük bir rol oynamıştır.’’Bizim akıl ,mantık ve zekâ ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir.’’ diyerek ülke sorunlarında mantık ve şuurla hareket edildiğini göstermiştir.

• ÇOK CEPHELİLİĞİ
Atatürk çok cepheli bir liderdi.O hem fikir hem de hareket adamıdır.Yani bir taraftan Türk inkılabının hazırlayıcısı diğer taraftan da uygulayıcısı olmuştur.Hem düşünen hem de eserler veren Atatürk , çok yönlü bir lider olduğunu göstermiştir.

• EĞİTİMCİLİĞİ
Atatürk toplumu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaçladığı için milli eğitim ile yakından ilgilenmiştir.O , ‘’ Eğitimdir ki bir milleti ya hür , bağımsız , şanlı , yüce bir toplum olarak yaşatır ; ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder.

• YÖNETİCİLİĞİ
Mustafa Kemal iyi bir yönetici için gerekli bütün özelliklere sahipti.Kibar davranışları , dürüstlüğü ,emir veriş tarzıyla örnek olmuştur.Gerek devlet yönetiminde gerekse askerlik hayatı boyunca hiçbir zaman maceraya yer vermemiştir.Atatürk ‘’Büyük kararlar vermek kâfi değildir.Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır.’’ diyerek verdiği kararlarda ısrarcı olmuş ve sonucun kendi istediği şekilde çözümlenmesi için uğraşmıştır.

Yürüyen Köşk

admin taraf?ndan 5 Ağustos 2011 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

Ulu önderimiz Atatürk İstanbul’dan Bursa’ya gitmek için Ertuğrul yatıyla yola çıkar. Her zaman Mudanya yolunu tercih eden Atamız Marmara Denizi’nde gezinirken yolu Yalova sahillerine düşer ve birden asırlık bir çınar ağacı gözüne çarpar. Atatürk, hemen sahile çıkar ve çınar ağacına sırtını dayayarak gölgesinde bir süre dinlenir. Ve ayağa kalktığında yanındakilere çınarın hemen yakınında bir ev (köşk) yapılması talimatını verir. İşte o gün inşasına karar verilen o ev daha sonra YÜRÜYEN KÖŞK adını alacaktır.

Atatürk bir gün yapımı hızla süren köşkün inşaatını ziyaret eder ve ulu çınar ağacının dallarını budamaya çalışan bir bahçıvanla karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırır ve bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvan ağacın dallarını uzayarak binanın duvarlarına dayandığını söyler. Atatürk bu cevaptan tatmin olmaz ve bugün bile insana inanılması güç görünen bir emir verir: “AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK.”

O günün şartlarında mucize yaratmayı gerektiren bu görev İstanbul Belediyesi’ne intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi’nin sorumluluğunda Başmühendis Ali Galip Alnar teknik elemanlarıyla birlikte Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar.

8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Milimetrik çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak çınar ağacından uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir.

Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Atatürk ile birlikte kardeşi Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya bey ve Cumhuriyet Gazetesi Baş muhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos tarihinde tamamlanır ve ulu çınar ağacının dalları kesilmekten kurtulur.

Köşkün kaydırılması olayı 10 Ağustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde aynen şu şekilde yer almıştır: “Gazi Hazretlerinin Yalova’daki köşkünün yürütülme ameliyesi dün muvaffakiyetle icra ve ikmal edilmiştir. Kendileri de bu ameliyeye bizzat nezaret etmişlerdir.”

O tarihte belki gazeteyi okuyanlar ülkenin içinde bulunduğu sorunlar içinde bu olayın ne ifade ettiğini anlayamamış ya da hayretle karşılamış olabilirler. Oysa o devirde ne ozon deliği vardı, ne global (küresel) kirlenme, ne asit yağmurları ne de orman katliamları. ÇEVRENİN ÖNEMİ onun haricinde dünyadaki hiçbir ülkenin devlet başkanının gündeminde bile değildi. O yalnızca bir milletini özgürlüğe, bağımsızlığa kavuşturan bir lider değil, bir karış toprağını, bir tutam yeşilini korumak için mücadele veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Ancak ulu önder Atatürk’ün doğa sevgisi ve çevre anlayışının sembolü YÜRÜYEN KÖŞK yakın zamana kadar gerekli bakım ve onarımın yapılmaması nedeniyle harabe haline gelmiş ve içinde yaşanan anılarla birlikte yok olacağı günü bekliyordu. Dönemin Çevre Bakanı Dr. İmren Aykut bir Yalova seyahatinde şahit olduğu bu üzücü durum üzerine bakanlığı harekete geçirerek değerli mirasın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için çalışmalar başlatır. Yürüyen Köşk, 26 Ağustos 1998 tarihinde aslına sadık kalınır restore edilmeye başlanır.

Yürüyen Köşk, Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12 Temmuz 1980 gün ve 12238 sayılı kararı ile korunması gerekli Kültür ve Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili yapılmıştır.

Atatürk’ün Doğal Çevre Anlayışı

admin taraf?ndan 5 Ağustos 2011 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

Atatürk doğayı çok sevdiği gibi ağaçlandırmaya da önem veren bir insandı. Atatürk’ün doğa sevgisi, babasının ölümünden sonra annesi ve kardeşiyle beraber Selanik yakınlarındaki dayısının çiftliğine yerleşmesi ile başlamıştır. Atatürk burada kazandığı bitki ve hayvan sevgisinin etkileri yaşamının ilerleyen bölümlerinde artarak devam etmiştir.

Atatürk’ün doğayı ve ağacı sevmesinin en belirgin örneklerinden bir tanesi Ankara’da bulunan Atatürk Orman Çiftliği’dir. Atatürk 1915 yılında kendi aylığını kurarak çiftliğin bugünkü yerini satın almıştır. Ortasından demiryolu geçen bataklık arazi, Atatürk’ün diktirdiği ağaçlar ve planladığı çalışmalar ile bugünkü halini almıştır.

Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisi Ankara ile sınırlı değildir tabiî ki. “ Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer” sözüyle doğaya ne kadar önem verdiğini vurgulamıştır. Atatürk’ün en önemli amaçlarından bir tanesi tüm ülkeyi ağaçlandırmak ve yeşillendirmek olmuştur.

İşte Atatürk’ün doğa sevgisini anlatan güzel bir hikâye;

Atatürk bir gün Yalova’daki çiftliğe gittiğinde, Köşk’ün hemen yanındaki çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan  bir  bahçıvana rastlar.  Hemen  bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar.
Bahçıvanın ağacın  dalları  uzamış ve  binanın duvarlarına dayandığı için kestiğini söyler. Atatürk, Bunun üzerine ağacın kesilmeyip binanın yerinin değiştirilmesini emreder. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresi kazılır. İstanbul’dan  getirilen  tramvay rayları döşenir. Santim , santim   çalışılarak  bina  yapı altına sokulan raylar üzerine oturtturulur ve  bina yaklaşık 5 m kaydırılır ve çınar  ağacıda kesilmekten kurtulur.

Çanakkale’de ne işi varmış?

admin taraf?ndan 28 Temmuz 2011 tarihinde yaz?lm??t?r.
Yorum Yok

Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’da bir resepsiyon verilir.
Tüm dünya ülkelerinin elçileri davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ateşesi olan Binbaşının bakışları Mustafa Kemal Atatürk’ün gözünden kaçmaz.
Davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir.
Yaver, Mustafa Kemal’e şöyle der:

- Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi.
Atatürk’ün cevabı: 
Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış? …

Telif Hakları Saklıdır 2010 ©
Tema: PophoV2 Anar?ik ocuk | Altyap?: Wordpress Webmaster: Mustafa Y???T